Made with love by

İdilonline
İdilonline |
1814
post-template-default,single,single-post,postid-1814,single-format-standard,qode-social-login-1.0,qode-restaurant-1.0,ajax_fade,page_not_loaded,,select-theme-ver-4.5,side_area_slide_with_content,wpb-js-composer js-comp-ver-5.5.2,vc_responsive
 

——————–
——————
C..:Yaa böyle.Napcam bilmiyorum.
ben:Eee hanginiz gül ,hanginiz bülbülsünüz anlamadım.
C..:Ne bülbülü ne gülü.
ben:Nasıl bektaşisin sen be?
C..:Evet bizim türkülerimizde çok geçer ama bilmiyorum ne demek.
Ben:cık cık.İnsan kültürüyle ilgilenmez mi?
C..:ben inanmıyorum öyle şeylere.
ben:ister inan ister inanma.Ama merak edip öğrenmek farklı.Ben merak eder öğrenirdim şahsen.
c..:eee neymiş bülbülle gül?
—–(kısa bir özet olarak anlatılır)
Gubişim….senin için çok ayrıntılı güzel bişey yazmak isterdim ama çooookkk üşendim.O yüzden google dan Gül ile Bülbül efsanesini arattım.Bir kaç şöyle baktıktan sonra ,bunu koyayım dedim.Yalnız bu koyacağım yazının benim okuduğumla çok alakası yok ama özetle aynı.
ÇİLELİ BÜLBÜLÜN VEFASIZ GÜLE AŞKI
Ellerle o zevk etdi ben âteşlere yandım
Çektim o kadar cevr ü cefâsın ki usandım
Derlerdi kabûl etmez idim, şimdi inandım
Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül!
Senden güzelim çare bana kat’-ı emeldir
Etsen dahi ülfet diyemem ellerle haleldir
Ağyâr ile gezsen de gücenmem ki meseldir
Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül!
Gördüm açılırken bu seher goncayı hâre
Sordum n’ola bu cevr ü cefâ bülbül-i zâre
Bir âh çekip hasret ile dedi ne çâre
Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül!
Güzelliği görmeyen
Bîgâne-edadır bilir ol âfeti herkes
Ümmid-i visal eyleme andan emelin kes
Beyhûde yere âh u figân eyleme Nevres
Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül…
Gül edebiyatımızda sevgilinin yerine kullanılan bir mazmundur.(Kalıplaşmış söz) Rengi, kokusu ve tazeliğiyle; al yanaklı, kiraz dudaklı, yeşil elbiseler içindeki güzel kokulu sevgiliye benzetilir. Gülü seven ise ufak tefek boyu ile bülbüldür. Bülbülün dili güzel kullanması (güzel ses çıkarması) ve sürekli sevgilinin yanından ayrılmayıp çapkınlık yapması nedeniyle, gül de gönlünü o kadar güzel kuş dururken ister istemez buna kaptırmıştır. Gül ve bülbül edebiyatta aşkın sembolüdür. Şâirlerimizin çoğu bunlarla aşkını dile getirir ve şâirlerin hepsi aslında birer bülbüldür. Gülün yaprağı, dalı, fidanı ve kokusu güzeldir. Bülbül, sabah rüzgarı (saba) ile gülün yanına gider ve başlar güzel sesi ile onu övmeye ve ona olan aşkını dile getirmeye. Gül de ona karşılık vererek yavaş yavaş uyanarak gülümsemeye (açmaya) başlar. Bülbülün sabahları çok ötmesinin nedeni herhalde aşkına az da olsa bu gülümsemeyle karşılık bulmasıdır.
Edebiyatta sevgilinin acı ve ıstırap vermesi başta gelen özelliğidir. Zulüm ve eziyette onun
Sınırı yoktur. Gönlü taştır âşıka yâr olmaz, merhametsizdir. Kan içmekten zevk alır. Gül bunu bildiği için zavallı yanık sesli bülbüle eziyet eder. Onun kanını içer. Sivri ve binlerce dikeniyle bu âşığı ayaklarını kanatır ve kanını içer. Hatta gül, renginin kırmızı olmasını bu içtiği kana borçludur. Bülbül güzel sesi ile aşkı en güzel şekilde anlattığı için insanlar bundan faydalanmak istemiş ve tuzağa düşürülen çılgın âşık kendisini demir parmaklıklar arasında buluvermiştir. Daha önce sevgilisinin az yüz vermesine bir de bu ayrılık eklenince kafeste daha dertli ve güzel ötmeye başlamıştır. Ne çekmişse dilinden çekmiştir. Ah vatanım, vah vatanım diyerek ötmesinin altında sevgilisinden ayrı olması yatmaktadır. Bütün büyük aşklar gibi, gül ile bülbülün aşkı da birbirine kavuşamadan bu fani dünyada ayrı olarak noktalanır. Tıpkı Mecnun’un Leylâ’ya, Kerem’in Aslı’ya, Ferhat’ın Şirin’e kavuşamayıp aşk ateşleri içinde ölmeleri gibi. Gül, güzel ve çekici olmasına rağmen çok çabuk solar ve ölür. Aşık da çok çile çektiği için hayatı tadını alamadan ömrü çabucak geçer.
Kırmızı gül Tekke Edebiyatı’nda aynı zamanda Peygamberimizi de çağrıştırır. Gül, kokusunu Peygamberimizden aldığı da söylenmektedir. Gerek Klâsik (Divan) Edebiyat’ta gerekse Halk Edebiyatı’nda gerekse Tekke Edebiyatı’nda “gül” en çok sözü edilen çiçektir.
Bahar mevsiminin diğer adı “Gül Mevsimi, Aşk Mevsimi”dir. Bahar; insanların ve tabiattaki diğer canlıların birleştiği ve yeni bir hayata başladığı mevsimdir. Herkesin zevk aldığı bu mevsimde bülbül mutsuz ve umutsuzdur. Bülbül hiçbir zaman güle olan aşkı kadar karşılık alamamıştır ve alamayacaktır. Gül karşılık verse aşk biter. Sevgi yok olur. Güzel şiirler yazılamaz. Sevgili bunun için aşığa karşılık vermez, başkalarıyla çıkarak ona ıstırap vermeye, çile çektirmeye devam eder.
Edebiyatımızda Gül ile Bülbül’ün aşklarını en güzel anlatanlardan biri de Osman Nevres’dir. Şairin Sakız adasındaki on yedi yaşında, taze yeni parlayan ince uzun boylu, çocukluk aşkı Rum kızının sonradan hayaliyle yanıp tutuştuğu zamanda yazdığı söylenen yalın ve duru bir anlatımda gönlü yaralıyken kaleme aldığı şiirini şu dörtlükler bu edebiyatımızın yüzyıllardır işlenen hayali aşkı en güzel anlatıyor herhalde:
Senden bilirim yok bana bir fâide ey gül
Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül
Etsem de abes
dir sitem-i hâre tahammül
Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül!
Gül civârına dâim konar bülbül,
Âh-u feryâd eder de yanar bülbül,
Ayrıca istersen oscar wilde nin de bu konuyla ilgili bir kitabı var.Modern olanı:):)ama benim okuduğumun çevirisi çok kötüydü güme gitti.sen düzgün bir çeviri bul.

No Comments

Sorry, the comment form is closed at this time.