Made with love by

İdilonline
swann' ların tarafı
2648
post-template-default,single,single-post,postid-2648,single-format-standard,stockholm-core-2.0.2,select-theme-ver-6.1,ajax_fade,page_not_loaded,side_area_slide_with_content,,qode_menu_center,wpb-js-composer js-comp-ver-6.4.1,vc_responsive
Title Image

swann' ların tarafı

swann' ların tarafı

t7611_1“Alışkanlık! Zihnimizin haftalar boyunca geçici bir düzende azap çekmesine göz yuman alışkanlık, ama o olmasa, kendi imkanlarıyla sınırlı kalan zihnimizin, bize içinde yaşanabilecek bir barınak sunamayacağı için, herşeye rağmen bulduğu zaman sevindiği, o becerikli ama ağırkanlı düzenleyici!”
“Hayatın en önemsiz ayrıntıları açısından bakıldığında bile, insan, herkesin gözünde özdeş, isteyenin bir şartnameyi ya da vasiyetnameyi inceler gibi inceleyebileceği, maddi bir bütün teşkil etmez; sosyal kişiliğimiz, başkalarının düşüncesinin yarattığı bir şeydir.”
“Ne kadar önemsiz olursa olsun, kendisinin sahip olmadığı bir üstünlüğü bir başkasında gördüğünde, bunun bir üstünlük değil, bir dert olduğuna kendini inandırır ve o kişiye gıpta etmek durumunda kalmamak için, acırdı.”
“Ne faziletler var ki Tanrım, bizi nefret ettirdin! Ne kadar güzel!”
“Geçmişi hatırlama gayretimiz nafile, zihnimizin bütün çabaları boşunadır. Geçmiş, zihnin hakimiyet alanının, kavrayış gücünün dışında bir yerde, hiç ihtimal vermediğimiz bir nesnenin ( bu nesnenin bize yaşatacağı duygunun) içinde gizlidir. Bu nesneye ölmeden önce rastlayıp ratlamamamız ise, tesadüfe bağlıdır.”
“Uzan bir geçmişten geriye hiçbir şey kalmadığında, insanlar öldükten, nesneler yok olduktan sonra, bir tek, onlardan daha kırılgan, ama daha uzun ömürlü, daha maddeden yoksun, daha sürekli, daha sadık olan koku ve tat, daha çok uzun bir süre, ruhlar gibi, diğer her şeyin yıkıntısı üzerinde hatırlamaya, beklemeye, ummaya, neredeyse elle tutulamayan damlacıklarının üstünde, bükülmeden, hatıranın devasa yapısını taşımaya devam ederler.”
“Peki hayatı önemsemeyeceksek, neyi önemseyeceğiz? Hayat yüce Tanrının asla iki kere bağışlamadığı tek nimettir.”
“Gönül vermişsen bir köpeğin kıçına
Sanırsın sanki kıç değil, benzer gülistana.”
“Nasıl ki zeki bir insan, bir başka zeki insana aptal görünmekten korkmazsa, seçkin bir adam da, seçkinliğinin, büyük bir soylu tarafından değil, kaba saba bir köylü tarafından anlaşılmamasından korkar. Dünya kurulduğundan beri insanların göze aldığı zihinsel çabaların ve bol keseden savurdukları kibirli yalanların dörtte üçü, kendilerinden daha aşağı seviyede bulunan kişiler uğruna harcanmıştır ve aslında kendilerini küçültmekten başka işe de yaramamıştır.”
“Swaan, birlikte vakit geçirdiği kadınları güzel bulmaya çalışmaz, güzel bulduğu kadınlarla birlikte vakit geçirmeye gayret ederdi.”
“Gençlikte, aşık olduğumuz kadının kalbine sahip olmayı hayal ederiz; daha ileri yaşlarda, bir kadının kalbine sahip olduğumuzu hissetmek, ona aşık olmamıza yetebilir.”
“İki sevgiliden birinin aşırı derecedeki sevgisini göstermesi, diğerini, yeterince sevmekten temelli bağışık tutar.”
“Zihnini asla yaklaştırmadığı bir alan, düşüncelerini, önünden geçmesinler diye, gerekirse uzun, dolambaçlı bir mantık çizdirerek uzaklaştırdığı bir bölge vardı: mutlu günlerin anılarının bulunduğu bölge.”
“Açık vermek istemediği insanların yanında hep erdemli görünen ahlaksız kişi, boyutlarındaki sürekli artışı kendisinin fark edemediği ahlaksızlıklarının, giderek kendisini normal yaşayışların ne kadar dışına çıkardığını kestirecek ölçüden yoksundur.”
“Hayatımın onca yılını hasrettiğim, uğruna ölmek istediğim, en büyük aşkımı yaşadığım kadın, aslında hoşuma gitmeyen, tipim bile olmayan bir kadınmış meğer!”
“Bizi hep üzmüş olan bir insanın davranışlarının samimi olmamasını arzu etsek de, bu davranışların geleceğe tuttuğu ışık karşısında arzumuzun eli kolu bağlanır ve söz konusu insanın gelecekteki davranışlarının ne olacağını arzumuza değil, bu ışığa sormamız gerekir.”
NOT:Kitap kalın bir kitap olduğu için beğendiğim kıısmları yazmaya çok üşendim..çünkü çok zaman alacaktı…o yüzden ordan burdan araklayarak oluşturdum…Kitap acayip derecede fazla betimleme içeriyor…Normalde çok betimleme beni sıkar…ama dili çok güzel…kitap uykuyla uyanıklık arasındaki hali betimlemeyle başlıyor…Birde sizler için bir kitap yorumcusunun yorumlarını koydum…Praust burada akıl ve zekayla duygusalığın farklı olduğunu dile getirmiş..Akıllı olmak her zaman için daha kolay ama keyifsiz bir şeydir demiş..
Nevcihan Oktar
Bellek geçmişi canlandırmaya yarayan bir araçtır.Proust’a göre yalnız geçmiş insanın elindedir.Bu yaklaşım ilkesiyle, örneğin, çay bardağına daldırdığı kurabiyenin damağında bıraktığı tat aracılığıyla tüm evrene egemen olmayı başarır. Yetişkinlik döneminde bir kurabiyeyi çaya batırır ve ağzındaki tat çok iyi bildiği ama ne olduğunu hemen tanımlatamadığı bir tattır. Bunun ne olabileceği araştırması için başvuracağı tek kaynak da Belleğidir.Küçük bir çabadan sonra bulduğu, çocukluğunda teyzesinin yedirdiği kurabiyelerin damağındaki tadıdır. Bu buluşla, çocukluğundan bu yana geçen yaşamını görebilmek çok kolaylaşır..Zaman zaman hepimiz aynı duyguyu yaşamıyor muyuz? ufaçık bir anı bizi seneler öncesine götürmüyor mu?
Proust, mutluluğu edebiyat aracılığıyla yakalamıştır. Edebiyat bir madlen çıkolatasi tadındadır adeta. İnsanın duygusal dalgalanmalarını irdeleyen ve bunları usta bir anlatımla aktaran Proust 19.yy romanına yeni bir boyut kazandırmıştır. Onun uzun tümcelerindeki mantıksal yapının kolayca kavranamamasının nedeni ele aldığı konulardır. Ruhsal yaşam derinliklerine inince çok karmaşıktır ve insan zekası bu dünyaya dolambaçlı ve karanlık yollardan geçerek girebilir. Duygusal yaşamın kendine özgü yasaları vardır ve bu yasalar zekanınkilerden çok farklıdır.O zor olanı seçmiştir. Ona göre Bilinç karanlık bilinçaltının aydınlatılabimiş küçük bir noktasıdır.
(bu kısım alıntıdır)